İçindekiler
Mezopotamya’nın kalbinde hem lezzetli yemekler yiyip hem de tarihi kucaklayabileceğin bir rota önerisiyle karşındayız. Üstelik bunu bir uçak biletiyle iki şehir görebileceğin şekilde hazırladık. Bu unutulmaz seyahat ucuz Diyarbakır uçak biletini almanla başlıyor. Diyarbakır’ı keşfettikten sonra kısa bir kara yolculuğu ile Mardin’e ulaşıp tatilini keyifli bir şekilde noktalıyorsun. Çünkü Mardin’in o büyüleyici gün batımına karşı yorgunluk kahvesi içmek ve dönüşte valizini telkari gibi özel hediyelerle doldurmak için finali oraya sakladık.
Sıra bu rotayı detaylarıyla anlatmaya geldi.
Bu rota bol etli, bol baharatlı ve bol tereyağlıdır. Bazı seyahatlerde diyetler bozulmak, kemerler ise gevşetilmek içindir.
Haydi şimdi, Diyarbakır-Mardin gezimize başlayalım.
Diyarbakır Uçak Bileti Ara
Diyarbakır: Kadim Medeniyetlerin İzinde

Diyarbakır Ulu Cami
Binlerce yıllık tarih, 33 farklı medeniyet… Buram buram tarih kokan bu şehre adımını attığın an farklı bir atmosferde olduğunu hissedeceksin. Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları olan Diyarbakır Surlarından içeri girdiğinde Diyarbakır’la tanışmış olacaksın. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Diyarbakır Surlarına çıkıp Dicle Nehri’nin kıyısında bulunan 8.000 yıllık geçmişe sahip Hevsel Bahçelerini (burası da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde) izlemek, şehre “merhaba” demenin en güzel yolu.
Diyarbakır’da Kahvaltı: Bir Ritüelden Daha Fazlası

Hasanpaşa Hanı, Diyarbakır
Diyarbakır’da kahvaltı yapmak için gidebileceğin en doğru adres Hasanpaşa Hanı. Bu hanın içerisinde pek çok kahvaltıcı göreceksin. Dilediğini seç, ondan sonra da sofranın donatılmasını izle. Çünkü buradaki bir kahvaltı değil; bir şölen. Masaya sığmayan tabaklar, kavurmalı yumurtalar, örgü peynirleri ve sıcak pideler… Kahvaltının üzerine hanın avlusunda közde pişen o köpüklü kahveyi içmeden kalkarsan kahvaltın eksik kalır, bizden söylemesi.
Diyarbakır Ulu Camii: Diyarbakır’ın Manevi Kalbi

Anadolu’nun en eski camisi olarak bilinen Diyarbakır Ulu Camii; Kâbe, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa ve Şam Emeviye Camii’nden sonra İslam aleminin 5. Harem-i Şerif’i (kutsal mabed) olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda geçmişte Pagan tapınağı ve Mar Toma Kilisesi olarak da kullanılmış. Yüzlerce yıllık tarihi taşıyan bu görkemli yapıya mutlaka uğramanı öneriyoruz.
Diyarbakırlı Edebiyatçıların Müzelerini Ziyaret
Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ahmed Arif… Diyarbakır’ın kadim topraklarında doğmuş, Türk edebiyatına yön vermiş dev isimler. Şehir de vefasını göstererek bu edebiyatçılarımız için harika müzeler hazırlamış.
Suriçi’nin dar sokaklarında gezerken bu şiir duraklarına uğramayı sakın ihmal etme. Cahit Sıtkı’nın o meşhur “Yaş otuz beş” şiirini yazdığı, tipik Diyarbakır mimarisini yansıtan o güzel avlulu evi gezmek veya Ahmed Arif’in mısralarının yankılandığı kütüphaneyi ziyaret etmek, Diyarbakır’ın ruhunu anlamak için en güzel yol diyebiliriz.
Diyarbakır Arkeoloji Müzesi
İçkale’deki müze kompleksi; Körtik Tepe’den çıkan 12.000 yıllık eserlerden Asurlulara, Romalılardan Osmanlılara uzanan devasa bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Bölgenin ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu, o ince işçilikli eserleri görünce çok daha iyi anlayacaksın. Özellikle müze bahçesindeki Amida Höyük Kazı Alanı’nı da görmeden geçmemeni öneririz.
Diyarbakır’da Öğle ve Akşam Yemeği: Ciğerin Saati Yoktur

Gezdik, ruhumuzu doyurduk. Şimdi sıra midede. Diyarbakır’da öğün kavramı biraz farklı işliyor. Mesela burada ciğerin bir saati yok; sabah kahvaltıda yendiği gibi öğle ve akşam yemeklerinin de baş tacı olarak sofrada yerini alıyor.
Alçak taburelere oturup siparişini verdiğin zaman masan saniyeler içinde yeşillik, sumaklı soğan ve közlenmiş biberle donatılır. Ciğerci Remzi veya Dağkapı Ciğercisi ise bu işin piri diyebiliriz. Lavaşı al, ciğeri çek, baharatını ekle ve tadını çıkar.
“Ben ciğere doydum!” dersen Diyarbakır mutfağının diğer yıldızları sahneye çıkıyor. Ekşili ve sumaklı tadıyla meftune, saatlerce pişip lime lime olan kaburga dolması veya duvaklı pilav… Tercihin ne olursa olsun bu şehirden aç ayrılma ihtimalin yok.
Yol Üstü Durağı: Zerzevan Kalesi

Zerzevan Kalesi, Diyarbakır
Şimdi, Diyarbakır’dan yola çıkıp Mardin’e varma zamanı. Yol sadece 1-1,5 saat sürüyor, ama bu yolu sıradan bir otoban sürüşü sanma. Yolun tam ortasında, Çınar ilçesi yakınlarında Zerzevan Kalesi seni bekliyor.
Diyarbakır-Mardin yolu üzerindeki Zerzevan Kalesi, Roma İmparatorluğu’nun sınır garnizonu olarak biliniyor. Ancak asıl olay yerin altında. Dünyanın en iyi korunmuş Mithras Tapınağı burada bulundu. Gökyüzü gözlemleri yapılan bu gizemli tapınağı görmeden geçersen hatırımız kalır.
Mardin: Gündüz Seyranlık, Gece Gerdanlık

Zerzevan’dan sonra yola devam edip Mardin girişindeki o meşhur virajı döndüğün zaman kendini bir film setine girmiş gibi hissedeceksin. Dağın yamacına dizilmiş evler ve ayaklarının altına serilmiş uçsuz bucaksız bir deniz gibi duran Mezopotamya Ovası… Burası denizi olmayan ama manzarası denize benzeyen tek şehir.
Mardin’de Kaybolma Zamanı: Medreseler, Manastırlar ve Abbaralar

Ana caddeden (1. cadde) çık, “abbara” denilen o tünelli dar sokaklara dal. Bu geçitler sadece mimari bir detay değil, aynı zamanda komşuluğun ve serinliğin de adresi.
Rotanı Zinciriye Medresesi’ne çevirip gün batımını izleyebilir, Kasımiye Medresesi’ndeki su havuzunda hayatın akışını simgeleyen o felsefeyi dinleyebilirsin. Şehrin biraz dışında kalan Deyrulzafaran Manastırı’nda Süryani kültürünün izlerini sürüp o meşhur safranlı çayın tadına bakmadan dönmek olmaz.
Mardin Sofrası: Kaburgaya Saygı Duruşu

Mardin mutfağı sabır işidir. Akşam yemeği için önceden rezervasyon şart. Çünkü kaburga dolması yiyeceğiz. Saatlerce pişip eti kemiğinden kendiliğinden ayrılan bu lezzet şöleni için Cercis Murat Konağı veya yerel esnaf lokantaları (Bağdadi vb.) doğru adres.
Ayaküstü bir şeyler atıştırmak istersen de Mardin usulü kapalı lahmacun olan sembusek veya haşlanmış içli köfte olan ırok tam sana göre.
Mardin’de Alışveriş Zamanı: Telkari, Mavi Badem Şekeri ve Fazlası

gümüş telkâri
Geldik yazının başındaki “Neden dönüşü Mardin’den yapıyoruz?” sorusunun cevabına. Çünkü Mardin’den eli boş dönülmez. Burası bir alışveriş cenneti olduğu için alışverişin yükünü sona saklamak en mantıklısı.
Çarşıda gezerken esnafın sana sürekli ikram edeceği o mavi badem şekerlerinden (Lahor ağacının kök boyasıyla yapılıyor.) bolca hediye almanı öneriyoruz. Çünkü Mardin’e özel bir lezzet. İncecik gümüş tellerin işlendiği o zarif kolye ve küpeleri de çarşıda gezerken görüp hayran olacaksın. Cevizli sucuk da o çantada olmayı hak eden lezzetler arasında. Son olarak şifa niyetine cilt ve saça faydalı olduğu söylenen bıttım sabunundan da alabilirsin.
Tabii Mardin’den yöresel ve özel bir şey almak istersen bakır işlemelere göz atmanı da öneririz.
Bizim önerilerimiz burada son buluyor, ancak okumaya devam etmek istersen “Bir Bilet, İki Şehir: Şanlıurfa – Gaziantep Gurme Turu” başlıklı yazımızı okuyabilirsin.



